|
Kadınların evlenme sebepleri
|
|
22-08-2011, 06:03
Yorum: #1
|
|||
|
|||
|
Kadınların evlenme sebepleri
Arifan Aile, Mayıs, 2010 Her ne kadar “evlilik” hem kadın, hem erkek için fizyolojik ve psikolojik gereklilik ise de, evlenirkenki amaçlar her iki tarafta da aynı değildir. Bu farklılık ise beklentileri ve evliliğin seyrini etkileyen önemi bir etken olur. Kadınların evlilikleri üç başlık altında toplanabilir; Bir; Mutlu olmak için evlenen kadınlar, İki; Eksikliklerini karşılamak için evlenenler, Üç; Ailesine problem olduğu için evlendirilenler. Şimdi bu iki grubu da açmaya çalışalım. A. “MUTLU OLMAK İÇİN” EVLENEN KADINLAR Kadınlardan yana evliliklerin bir kısmı duygusal nedenlerle gerçekleşir. Sevdikleri için bir erkekle hayatlarını birleştirme kararı verirler. Esasen bu duygusallığın arkasında hayatla ilgili başka beklentiler yatar. Evlilik yoluyla iyiliklerin gerçekleşeceğine inanırlar. Bu sebeple de her türlü fedakarlığa hazırmış gibi davranır. Birlikteliğe adım atarken de hayatlarından pek çok şeyi gönüllü olarak çıkarırlar. Öyle fedakarlıklar yaparlar ki, erkeklerin böylesi fedakarlıklar yapmak akıllarının ucundan bile geçmez. Erkeklerin göze alamayacakları, kadınların ise hep yapageldikleri bu büyük fedakarlıkların sebebi “mutlu olma arzusu”dur. Esasen bayanlar, hayatlarında önemli değişiklikler olacağını önceden bilir ve buna psikolojik olarak da hazırlanırlar. Sevdiklerinden uzaklaşacak, Çoğunlukla eğitimini yarıda kesecek, Çalışıyorsa işinden ayrılacak, Birlikte yaşamaya alıştığı ailesini, anasını, babasını geride bırakacak, O ana kadar alıştığı evini, mahalleyi, semtini, şehri ve belki ülkeyi terk edecek, Nadiren de olsa, belki inançlarını bile geride bırakacak, Evlilikle kuracağı yuvanın hayali içinde, ölene dek sürecek olduğuna inandığı, dönülmesi güç bir yola girecek. Bu ne büyük fedakarlık.! Bütün bunlar, kadınların evliliğe ne kadar önem verdiklerinin göstergesidir. Onlar için hayata gelişin amacı gibi bir iş; evlilik! B. “EKSİKLİKLERİNİ KARŞILAMAK İÇİN” EVLENEN KADINLAR Bazı evlilikler, duygusal olmaktan ziyade, eksikleri karşılama amacına yöneliktir. Onların evlilikleri bu ihtiyaçlardan doğan duyguların belirleyiciliği altında gerçekleşir. I. “Evden Kaçmak İçin” Evlenenler Aile içinde sürekli aşağılanan bir çocukluk ve gençlik dönemi geçiren kızlar için “evlilik” evden kaçmak anlamındadır. “Evlilik” ile kollarına atılacağı kişi onlara “kurtarıcı” gibi görünür. Evden kurtulma gibi bir arzu ile, karşılarına çıkan erkeği olduğundan daha abartılı görmeye meyilli olur ve hızla karar verir, evlenirler. Evin boğucu atmosferinden kurtuluşun yolu evliliktir. * “Evlenirken eşimi severek ve isteyerek evlenmedim. Kalabalık bir ailem vardı. Annemle babamın kavga etmedikleri gün yok gibiydi. Hepimiz huzursuzduk. Ben en küçükleri olduğum için daha çok da ben terslenirdim. Her gelen bana yüklenir, hesap sorardı. Evlenirken, on kişiye hesap vermektense bir kişiye hesap veririm diye düşündüm. Maalesef beklediğim gibi olmadı. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmuşum. Eşim sürekli içiyor. Ne olduğunu bilmediğim bazı haplar kullanıyor. Beni adam yerine koyduğu yok. Herkesin yanında aşağılamaktan zevk alıyor sanki! Evlenmeden önce evlilik gözüme kurtuluş gibi görünürdü. Ne olursa olsun. Evlenip kurtulurum diyordum. Eşim gözüme öyle iyi görünmüştü ki!. Evlendikten sonra kısa sürede çok farklı biri olduğunu anladım, ama değişir sandım. İltifat nedir bilmez, asla teşekkür etmez. Benim olduğum ortamda bile inadına başkaları ile ilgilenir. Biraz üzerine gidecek olsam; ‘Sıktın be! Yeter!’ der; kestirip atar. Sık sık; ‘Hayatımı yaşamak istiyorum. Sen karışamazsın! İstemiyorsan ittir git!’ diyor. Ne yapabilirdim ki!” II. “Hayalindeki Prensi Bulduğunu Sananlar” Anne baba arasında görünür bir problem olmasa bile, sevgisiz bir ortamda yetişen çocuklarda sevgiye açlık diğerlerinden daha fazladır. Bunlar hep doya doya sevecekleri ve sevilecekleri birinin hayalini kurarlar. Hayalleri, beyinlerinde o kadar büyür ki, gün olur da karşısına biri çıkarsa, onu hayallerindeki beyaz atlı prens sanırlar. Bu durum, erkeğin, gerçek kişiliği içinde görülmesine de engeldir. Evlendikten sonra hayal kırıklığı yaşamaya en çok namzet olanlar da bunlardır. * “Babam içki sofrasından kalkmazdı. Onunla tek iletişimimiz mezelerini hazırlamaktı. Annem sürekli şikayet eder tartışırdı. Geceleri sessiz sessiz ağlardım. Beni teselli eden tek şey hayallerimdi. Hep evleneceğim kişiyi düşlerdim. Rüyalarıma gelsin ister, öylece uykuya dalardım. Onun bir gün geleceğine inanmıştım. Geldi, ama ne geliş.! Tıpkı babam gibi! Zevki batsın, içmekten başka zevki yok.. Nefret ediyorum. Bana hayatı zindan ettiler. Önce ailem, babam, sonra da eşim! Çaresiz katlanıyorum. Ama tükendiğimi hissediyorum. Dayanamıyorum, neden yaşıyorum ki diye kendimi sorgular oldum. Kötü bir şey yapacağımdan da korkuyorum. Kendi kendime; ‘Yeni bir prens mi? Asla!’ diyorum. Ne zamana kadar dayanabilirim ki?” III. Gözü Maddiyatta Olanlar Bazı kadınlar için evlilik söz konusu olduğunda işin maddi yönü ön plandadır. Erkek parasal imkanları, işi ve mesleği ile değerlendirilir. Burada aşk çok, hatta belki hiç önemli değildir. Onlar kendilerindeki “maddi sahiplik” duygusunu bu yolla karşılamak isterler. Eşinin sahip olduklarını kendilerinin sayarak tatmin olurlar. Bu duyguları sebebiyle de, evlendikten sonra, sürekli eşinin işlerini denetleme arzusu içindedirler. Böyleleri karşısında sürekli denetlendiği ve hesaba çekilmek istendiği hissi içinde olan kocalar, tepkilerini çoğu zaman, işleri ve kazançları konusunda bilgi vermemek şeklinde ortaya koyarlar. IV. Yalnızca “Bir ‘Eş’e Sahip Olmak” İsteyenler Bir anlamda, sırf evlenmiş olmak için evlenenlerdir. Evlenememenin hoş karşılanmadığı çevrelerde, kendisine acımalı bakışlarla bakılmaması; ‘evliyim, benim de bir kocam var’ diyebilmek için evlenenler. Bu evliliklerde cinsellik ve çocuk yapma gibi arzunun olması şart değildir. * “Baldızım üniversitede. Maaşı dolgun. Evlenemedi. Orta yaşa geldi. Bizim hanıma sık sık soruyor. Eniştemin çevresi vardır. Ona söyle de, beni biri ile evlendirsin! Artık evlenemeyeceği gibi bir endişe içinde, sıkıntılı. Birkaç yıl daha evlenemez ise çok geç olacağından korkuyor. İkinci eş olmaya bile razı. Üniversite çevresinde kendisi de birini bulabilirdi, ama çok çekingen. İçine kapanık. Kendi gayreti ile evlenmesi mümkün değil. Evleneceği kişiyi maddi olarak besleyecek imkanları da var. Biz de böyle sorup duruyoruz arkadaşlar! Na’palım! Hanım da beni sıkıştırıp duruyor, evlenebilse herkes rahat edecek!” V. Sosyal Baskılardan Kurtulup, “Dilediği Gibi Yaşamak İçin” Evlenenler İhtiyaçlarını başka erkeklerle giderirken, hiç sevmediği halde, daha rahat hareket etmek için bir eşle birlikte olanlar. Evlilik onlara toplum içinde daha serbest hareket etme imkanı sağlar. Çünkü, çok kimse dul yada hiç evlenmemiş bir kadını kocaları ile yan yana görmek istemez. * “Şüphem yok! Bu kadın sadece benimle yatmamış. Başkaları da olmalı. Kocası var. Bir çocuğu var. Eşi durumunun farkında. Zaman zaman tartışıyormuş. Kocası nasıl bir adam anlamadım! Kadına; ‘Ayrıl eşinden!’ diyorum; ‘Niye ayrılayım ki?’ diyor. Kocasıyla uzun zamandan beri hiç yatmadığını söylüyor. Sadece aynı evi paylaşıyorlar o kadar! Maddi olarak da kocasına ihtiyacı yok. Butik çalıştırıyor. Kazancı iyi. Adamın da ayrı bir işi var. Anlayacağınız herkes kendi hayatını yaşıyor. Yaşıyor da, ben nasıl bu işe bulaştım bilemiyorum! Önceleri hoşlanıyordum, artık zaman zaman iğrendiğimi hissediyorum. Şimdi, o beni bırakmıyor. Öyle yapışkan biri ki! İstediği tek şey var; cinsellik.!” VI. “Çocuk Sahibi Olma Arzusu” İle Evlenenler Bazıları doğurganlığını gerçekleştirme, anne olma arzularını gerçekleştirmek için evlenmek isterler. Böyleleri çok da seçici olmazlar. Evlenecekleri kişinin özellikleri ikinci plandadır. Önemli olan doğal yollardan döllenip çocuk sahibi olmaktır, gerisini pek önemsemezler. * “Beş yıllık nişanlım sürekli evliliği erteliyordu. Ben ise evlenip çocuk sahibi olmak istiyordum. Sağlık sorunlarım vardı. Sürekli kistlerim oluyordu. O kadar büyük bir arzuyla evlenmek istedim ki, sanki geç kalırsam hiç çocuğum olmaz diye endişeye ediyordum. Nişanlım hep geciktiriyordu. Kararımı verdim; hemen evlenmek isteyen biri ile evlendim. Evlendikten sonra gebe kalamayınca doktora gittik, ‘senden değil’ dediler. ‘Kocandan!’ Benim için bu evliliği sürdürmenin de anlamı kalmadı diye düşünmeye başladım! Ayrılmak istiyorum. Görünür hiçbir sebebim yok. Kimseye de bir şey anlatamıyorum. Kocam o kadar iyi bir insan ki! Ama ben çocuk için sevdiğim nişanlımdan ayrıldım. Şimdi hangi sebeple sürdüreyim? Gerçekten çok sıkılıyorum. Kafam o kadar karışık ki!” VII. “Bir Erkeğin Himayesine İhtiyaç Duyanlar” Birinin himayesine sığınma arzusu bazılarını evliliğin eşiğine getirir. Hayata bakışı itibariyle kendi sorumluluğunu taşıyacak durumda olmayan kadınlar için, yaşamanın en kestirme yolu bir erkeğin himayesine sığınmaktır. Bunlar yaşamın zorluklarına göğüs gerecek gücü kendilerinde bulamazlar. Evliliğin başka gerekçeleri yanında bu duygu da evliliğe karar vermede önemli bir etkindir. * “Birlikte biriktirdik, ev aldık, bana sormadan sattı. Parayı bir yılda yedi bitirdi. ‘Ben hayatımı yaşamak istiyorum’ dedi. Evlendiğim zamanki altınlarım ve babamın verdikleri de gitti. Dönüp arkasını yatıyor, beni umursadığı yok. Bir caddede üç sefer aşağı yukarı dolaşsak, bir kere ağzını açıp iki kelime konuşmaz. Kendimi çok yalnız hissediyorum. Sanki ben başkası ile yakın oldum da beni cezalandırıyor. Ona ihtiyacım var. Dört gündür eve gelmiyor. Ayakkabılarını kapının önüne koydum ki, evde eşim var sansınlar diye!.” 17 yıllık emeklerim gitti ama, ayrılmak kolay mı? Ayrılamıyorum, yuvam ne kadar kötü olsa da bana, onunla evli olmak bana güven duygusu veriyor. VIII. Yalnız kalmamak ve “rahat etmek için” evlenenler Akranları çoluk çocuğa karışırken bir evlenememe korkusu oldukça rahatsız edicidir. Kendini geliştirmemiş, hayatın zorluklarına karşı koyma ve kendi çabaları ile bir şeylere ulaşma konusunda umudu olmayan bayanlar için bu daha da önemlidir. Böylelerinin eşleri bir şeylerin farkına varmaya başladıklarında yapılacak pek de bir yoktur. * “Doktorum! Nasıl anlatsam ki! Ben bu kadınları anlamıyorum. Sen dilediğin saatte kalk. Canın sıkılmasın; çağır komşunu ya da sen git. Rahat rahat kahvaltını yaparsın. Dedikodusu yapılacak birileri vardır nasıl olsa! Olmazsa kocalarınızı çekiştirirsiniz. Onlara isteklerinizi nasıl yaptırdığınızı biraz da nispet olsun diye ballandıra ballandıra anlatırsınız. Sonra gelsin kahveler, kahve falları. Arkasından diziler. At bulaşıkları makineye! Oh, ne rahat! Bizim piyasada anamız dinimiz ağlarken, sen buzdolabından buz gibi meşrubatları iç. Ve yat uyu öğlen üzeri. Bir iki saat sonra kalk, alelusul toz al. Bir şeyler hazırla atıştır. Ya komşuya git, ya onlar gelsin. Biraz kadın programlarına takıl, laklak et. Nasıl olsa çocuk kreşte. Ondan yana da derdin yok! No’lacak, eşleri kazanıyor, ödesin! Akşam yaklaşınca da kocana telefon et, ‘Hayatım bugün kendimi iyi hissetmiyorum. Yemek filan yapamadım. İstersen sen gelirken bir şeyler al, olur mu hayatım?’ Ne ala hayat, ne ala memleket! ‘Bir çocuk daha yapalım, dünyanın bin türlü hali var!’ diyorum. ‘Olmaz!’ diyor. Bakamazmış. Bu zamanda çocuk yetiştirmek kolay mıymış. İleride düşünürmüşüz. Yok kardeşim! Böyle olmaz. Ana babamız bize 20-25 yaşlarına kadar bakıyor; sonra bir el kızı alıyoruz, biz de ömür boyu ona bakıyoruz. Öyle bakıyoruz ki, kendimize zaman ayırmaya hakkımız yok. En ufak bir ihmal en ağır suç oluyor. Anne babamıza aldığımız küçük bir hediye bile problem! Bir de böyle zaman zaman psikiyatriye gitmek ister. Sıkılıyormuş, gece uyuyamıyormuş. Afedersiniz ama, bence bunların işi doktorluk değil. Rahat battı, rahat! Ne isterlerse alırız. İstedikleri yere tatile götürürüz. Bir günden bir güne içten bir teşekkürlerini de duyamayız. İstekleri bitmez, hiç de memnun olmazlar. Annelerimiz ormana oduna gider, tarlada iş yaparlardı. Eski elbiselerden kesip dikerek yaptıkları çocuk bezlerini derede yıkarlardı. O zaman kırk çeşit deterjan yoktu. Derede çeşmenin yanında, kara kazanın altında çalı çırpı yakarak su ısıtır. Sepete doldurduğu kirli çamaşırların, üzerine bir tülbent koyar. Onun da üzerine yanan ateşin küllerini doldurur. Külün üzerine de kaynar suyu dökerlerdi. Öylece kirlerin yumuşamasını beklerlerdi. Kirleri iyice çıksın diye de, sepetten ‘haşlı, haşlı’ elleri yanarak çıkardığı çamaşırları, kolları koparcasına tokmaklardı benim anam! Zavallı annem böyle kaç çocuk doğurdu biliyor musunuz? Dokuz.! İşte biz bunlara dokuz doğurtmuyoruz. Ne dokuzu, iki ya da üç bile doğurtamıyoruz. Neymiş? Bu zamanda olmazmış. Bakamazlarmış! Allah’tan korksunlar! Ben anamı, babamın aleyhine konuşurken bir kere görmedim. Bizimki, daha 3 yaşındaki yavruma, hem de benim yanımda; ‘Şu senin baban var ya! Bizi hiç düşünmüyor, hep kendini düşünüyor!’ diyor. Çocukları babalarından soğutan, hatta düşman eden anneler az mı? Hak ediyor mu babalar bunu?! Odun taşıyan, derede bez yıkayan, o zamanlar buz dolabı olmadığı için, o kadar işin arasında her öğün yemek pişiren ve bir kere babama, ‘yemek yok!’ demeyen anam! O bunlardan çok daha mutluydu. Hiç şikayet etmezdi. Ne sitem, ne şikayet duymazdık onun ağzından! Biz erkekler bütün bunları fazlasıyla hak ediyoruz. Kadın olmak varmış.! Bulursunuz bir zengin enayi. İşi gücü iyi, hali vakti yerinde! Ömür boyu baktırırsın kedine! Olur da bir gün hizmeti aksatırsa; ‘Bu böyle olmayacak; anlaşamıyoruz, ayrılalım!’ dersin. Mallarının yarısını sana vermeden de kurtulamaz elinden. Kanun var nasıl olsa! Hey gidi anam benim! Bana hakkını helal et olur mu! Elleri öpülesi, ayağı yıkanıp suyu içilesi anam!. Anam aklıma düşünce hep şöyle demek gelir içimden; “Anne! Sonsuz şükürler olsun ki, sen benim eşime hiç benzemezsin! Eğer öyle olsaydın, ne ben olurdum, ne de benden sonraki kardeşlerim! Çünkü ben senin dördüncü evladınım. İnanıyorum, Cennet senin gibi annelerin ayağının altında! Ben senin ayağının toprağına kurban olurum. Bana hakkını helal et anne! Ne olur, helal et!” C. AİLESİNE PROBLEM OLDUĞU İÇİN EVLENDİRİLENLER Bazı anne babalar hakim olmakta zorlandıkları kızlarını problem olarak görürler. Söz getirecek davranışların önüne geçmenin tek çaresi onu evlendirmektir. Ailenin namusu ve şerefini korumanın en kolay yolu budur. Sar birinin başına, sen kurtul.! Bundan sonra o düşünsün! * “16 yaşında biri ile evden kaçtım. Bir hafta akrabasının yazlığında kaldık. Gerçekten akrabasının yeri mi, yoksa başka bir durum mu vardı, bilemedim. Kaçtığım delikanlı alçak biriymiş. Bir arkadaşımı aradım, o da aileme haber verdi. Marketlerden sucuk çalıp getiriyordu. İşsiz güçsüz. Çok pişman oldum. Korkuyordum ama başka çarem olmadığını anladım; eve döndüm. Daha sonra biri ile tanıştım. Annem karşı çıkmasına rağmen onunla sık sık buluşuyorduk. Kısa sürede benden istifade etmek isteyen biri olduğunu anladım. Sağlam bir papuç değildi. Ondan da ayrıldım. Ailem beni hep bir problem olarak gördü. Şimdi evlendirmek istiyorlar, hem de akrabamdan biri ile. Böylece benden kurtulmuş olacaklar. Ben istemiyorum. Evlenmeyi kabul edersem kendimi bir ömür sürecek bir cezaya çarptırılmış olarak hissedeceğim diye korkuyorum. Ailem çok ısrar ediyor, kurtuluş yok gibi! Ne yapacağımı bilmiyorum. Kaçacağımdan da korkuyorlar. Size de bunun için getirdiler sanıyorum.” |
|||
|
« Eski Konular | Yeni Konular »
|
|
'Kadınların evlenme sebepleri' Konusunu
Paylaş
|
| Konu ile Alakalı Benzer Konular | |||||
| Konular | Yazar | Yorumlar | Okunma | Son Yorum | |
| İslamda Kadınların sesleri haram mıdır? | theCorr | 0 | 51 |
22-08-2011 05:42 Son Yorum: theCorr |
|










